Yaşam bir sinema filmi gibi…
Bütün insanlar senaryoya uygun biçimde rollerini oynuyorlar ve sürekli birileri perdeden eksiliyor.Fakat film gidenlere aldırmadan devam ediyor. Hayat bu; doğum, yaşam ve ölüm…
Çoğuna göre en acısı da ölüm olsa gerek. Şatafatlı, ışıltılı, eğlenceli ya da kenar bir mahallede aç-susuz bir hayat! İkisi de yaşamak…
Bazen çok güzel bazen de en acı günlerimizin geçtiği bu hayat bir gün son bulacak. Bu son kültürden kültüre, insandan insana değişiyor. Kimi başka biri olarak tekrar hayata döneceğini kimi ise ölümün her şeyin sonu olduğunu düşünür. Biz ise ölümün ardından bir hesap ve hesaba göre gidilecek sonsuz bir kapı olduğuna inanırız.
İnsanın gerçek manada insan olarak yaşayamadığı yaşamın idrakine varamadığı bir dünya burası… Yaşamı değerli, anlamlı kılmanın yolu da yaşama bir anlam verememenin yolu da oldukça basit ve bir o kadar da zor. Nice öyküler duyduk, izledik ve gördük. Allahüteala hayatı insanlara irade vererek özgür bırakmıştır. En güzel yaşamakta en kötü yaşamakta bizlerin kafasında ve yüreğinde bitiyor onun için sonunu bildiğimiz bu dünyayı iyi değerlendirelim sonsuz cenneti kazanmak için uğraşalım. Hayatı bir akıntıya benzetip kendimizi bırakmayalım, akıntıya bizler şekil verelim.
Koca Roma’yı zevk uğruna yakan Neron’un hayatını okuduğum vakit zamanın bir sahife çevirecek kadar kısa olduğunu ve ölümünde hemen o sahifenin ardında olduğunu anladım.
Hayatta tıpkı Neron gibi zengin, hayatı paradan ve eğlenceden ibaret sayan kendi içinde huzursuz dışarıya karşı ise dik başlı olarak bakan o kadar insan var ki…Yazık; bu dünyada sevgi ne, fedakarlık ne demek, huzur nasıl bir duygu bilmeden öldüler, tıpkı servetiyle mağrur olan Karun gibi.Yani hayatı Nemrut, Ebu Cehil, Sezar örneklerine bakarak mı yoksa Efendimiz, Hz. Ömer, Fatih gibi yaşamak mı daha güzel…
Bunlar hayatımızı neyin eline verdiğimize bağlı nefis insanı sadece dünya nimetleriyle bütünleştirir, beyin ve kalp ise bu dünyayı da ahireti de güzelleştirir onun için dünyada güzellikler için kalbimizi güzelliklere giden yolu bulabilmek içinde beynimizi kullanmalıyız.
İnsanoğlunun yolcu olduğu şu dünya da yürüdüğümüz yolun dikenlerini güllerle donatarak geçmeliyiz. Nasıl bir yakınımızı kaybettiğimizde kendimizi doldurulmaz bir boşluk içinde hissediyorsak hayatımızın her karesini de ona göre değerlendirmeliyiz.
Dizmeye başladığımız boncukları bitirmeden ölebiliriz…
Sıvamaya başladığımız odanın duvarını tamamlamadan hayata gözlerimizi yumabiliriz…
Çıktığımız seferi tamamlamadan fani ömrümüz bitebilir…
Evet gerçekten ölüm vardı her an ölebiliriz. Aslında ölümün olması değildi kabullenemediğimiz ölümü bilerek ve ona göre yaşamaktı.
Emine Toketti