Beldemiz

 
 Balcılar Kasabası / Taşkent / KONYA
Tarihçe:
Kasabanın asıl adı Alata’dır. Alata ismi 1964 yılında Balcılar olarak değiştirilmiştir.
Alata ismi Ali Ata’dan gelmektedir. Ata, eski Türklerde toplumun sosyal, siyasal ve kültürel yaşayışına yön veren kişidir. Toroslarda asıl yaşayan yerliler, Ermenilerdir. Toros ismi de zaten burada yaşayan bir Ermeni beyinin ismidir.Türkler ise göçebe bir hayat sürmektedir. Kışın sahile yakın yerlerde hayat sürerken, yazın Toros yaylalarına göçmektedir. Osmanlı Devleti’nin 16. yüzyıldaki yerleşme politikası gereği yazlık olarak kullanılan bu yaylalar kışın olarak kullanılmaya başlamıştır.Mersin’ in Erdemli İlçesine bağlı Alata Köyü’nde oturan bu boy buraya gelip yerleşmiştir.
Ali Ata ve sekiz tane boy buraya gelip yerleşmişler ve bu köy böylece kurulmuştur.Ali Ata buranın boy beyidir.Türkçe’ nin gramer kuralı gereği iki ünlü yan yana gelmeyeceği için bu isim Alata olmuştur.(K.24)
Bunun dışında başka görüşler de vardır.Ala tay veya ala at isimlerinden geldiği de söylenmektedir.İşte ala tay şeklinden geldiğini söyledikleri bir efsane;

Şu anda kasabanın bulunduğu yerde ilk kuruluşunda 10 kadar aile oturmaktadır. Gublegorusu’nda oturan Bizanslılar bunlara eziyet etmektedir.Bir gece keçilerin boynuzuna mumları takıp yakarlar ve Gublegorusu’na doğru sürerler.Bu kadar fazla ışığı gören Bizanslılar yardımcı kuvvet geldiğini zanneder ve kaçmaya başlarlar. Bizanslılardan birinin ala bir tayı vardır.Bir yandan kaçarken bir yandan da geride kalanlara bağırır.
- Ala tay galdı. Ala tayı sürün gelin.
Ama herkes kaçar ve ala tay kalır .Böylece Alatay isminden Alata oluşur. (K.3)
Alata Köyü 1964 yılında belediyelik olur ve ismi de Balcılar olarak değiştirilir.Belediye olduğu sırada köyün muhtarlığını yapmakta olan Osman Balcı (Nayım Osman) kendi soyadını kasabanın adı yapar.Kasabada arıcılık yapılmaktadır.Bu yüzden Balcılar olduğu düşünülebilirse de asıl kaynağı Balcı soyadıdır.

Coğrafi Özellikleri
Akdeniz Bölgesi sınırları içinde kalmakla beraber idari yönden İç Anadolu Bölgesi’nde bulunan Konya’ya bağlıdır.
1989 yılına kadar Hadim İlçesi’ne bağlı iken, bu tarihten sonra yeni ilçe yapılan Taşkent’e bağlanmıştır.
Kasabanın denize uzaklığı 1400 metredir
Kasaba Yukarı Göksu havzasında yer alır.
Toros dağları üzerinde kurulmuştur.
Yukarı Göksu’nun kollarından Avşar deresinin kaynağı buradan çıkar.
Vadi yerleşmesidir.Vadi yamacında kurulmuştur.
Bu bölgenin daha önce suyla kaplı olduğu düşünülmektedir.Bunun en büyük dayanağı Titreğen’ de bol miktarda bulunan deniz kabuklarıdır.Gölcük’teki suyun yer altına çekilmesi ve Kisecik’ten çıkması, Yudovası’nın suyunun Gayabunar’dan çıkması, Daşbaşı’nın suyunun Boğaziçi’nden çıkması ve bu suların bol miktarda olması da bu tezi doğrulamaktadır.
Bir başka coğrafi özellik olarak da Gayabunar ve Düdeninininde sarkıt dikitler bulunmaktadır.
Bitki örtüsü, Akdeniz ile İç Anadolu Bölgesi özelliklerini gösterir.Akdeniz Bölgesi özelliği olarak ardıç ağacı; İç Anadolu Bölgesi özelliği olarak pelit (meşe) ağacı gösterilebilir.
İklimi daha çok karasal iklim özellikleri göstermesine ragmen Akdeniz ikliminin etkisi’de hissedilir.(K.23) 1997 nüfus sayımına göre kasabanın nüfusu 11.337 dir.Kasaba halkı yazın kendi tarlasında çalışırken kışın Alanya ve Antalya ‘ya çalışmaya gitmektedir.Yine yaz aylarında inşaatlarda çalışmak üzere Konya’ya gidenlerin sayısı bir hayli fazladır.Belli sürelerle çalışıp köye dönenelerin yanında bir işte çalışmak üzere Konya ve Karaman’a göçenlerin sayısı da çok fazladır.Çoğunluğu Fransa ve Hollanda olmak üzere yurtdışına çalışmak için gidenler de bulunmaktadır
 

 Tarım ve Hayvancılık

Yörede geçim için tarım ve hayvancılık yapılmaktadır. Ekim yapılacak alan dar ve toprak verimsizdir.İnsanlar kendi ihtiyaçlarını karşılamak için ekim – dikim yaparlar. İnsanlar yalnızca çay,şeker, yağ gibi maddeleri para ile alırlar. Bunları da ihtiyaç fazlası olup sattıkları nohut,elma vb.ile karşılarlar. Son 1-2 yıldır meyve dikimi hız kazanmıştır.
Yine yörede hayvancılık da geçim için yapılmaktadır.Koyun, keçi gibi hayvanları süt ve süt ürünleri ihtiyaçlarını karşılamak için beslenir.Çoğu aile inek besler,ama her ailenin 1 – 2 ineği vardır ve inekler ancak 2 -3 kg.süt verebilen çandır ineklerdendir. Yine çoğu aile de tavuk vardır. Ama bu tavuklar ticaret için değil kendi yumurta ihtiyaçlarını karşılamak içindir.Aileler 2- 3 tane tavuk besleyebilirler.Son birkaç yıldır alabalık üretim tesisleri kurulmaya başlanmıştır.Şu anda biri Belediye’ye ait olmak üzere kasabada 5 adet alabalık üretim tesisi bulunmaktadır.Alabalığın çoğu kasabada pazarlanmaktadır.Yöredeki köy ve kasabaların halkı Balcılar’a gerek Alabalık almaktadır.Yine Belediye Sarıoğlan ve Başyayla Kasabalarına yaptığı havuzlarda Alabalığı pazarlamaktadır.Yöre halkınn gelirinin yok denecek kadar az olması nedeniyle kasaba halkının tüketimi yok denecek kadar azdır.Yöre halkının %90′ı ancak kurban bayramı’nda et yüzü görür.

 
Ulaşım

Kasaba Konya’ya 155km.uzaklıktadır.Kasabaya ulaşım Belediye ‘ye ait otobüslerle yapılıyor. Pazar günleri dahil sabah saat 07.00′de Konya’ya hareket eden otobüs, öğleyin 12.00′de (pazargün hareket saati değişiyor genelde 17,00) Konya’dan geri dönüş yapmaktadır.Yine ihtiyaca göre Alanya ve Karaman’a da otobüs kaldırılmaktadır.Tarihi Özellikleri

Kasabanın şu anda kurulu bulunduğu yerde iskan’a açılması yaklaşık 400 yıl öncesine dayanmaktadır.Kuruluşunda bulunan 9 boy çevreden toplanmadır. (K.24)
Ancak kasabanın çevresinde bulunan Gublegorusu ve kayanınbaşı’nda Bizans, Kisecik ve İlice’de Hitit kalıntılarına rastlanmaktadır.Bu yerleşim yerlerinin hep tepelere yani yüksek yerlere yapıldığı görülüyor.Bunun nedenin haberleşme olduğu düşünülmektedir.Elligayası’nda bulunan su yerin altına döşenmiş taşlardan yapılan kanalla Gublegorusu’nun başına kadar getirilmiştir.Bu kanalın izleri hala durmaktadır.Kanalla buraya getirilen suyun havadan oluklar vasıtasıyla Gayanınbaşı’na aktarıldığı varsayılmaktadır.Bunu destekleyen bir kalıntı da Gaynınbaşı’nda bulunan havuzdur. Bu eskimiş havuzun olduğu yerde hiç su yoktur.Zaten kayanın tepesinden su çıkması da imkansızdır.Ancak bu havuzun yağmur suyunu toplamak için yapılmış olabileceği görüşü de vardır.Ama yaygın görüş taş döşenerek yapılan kanalla Gublegorusu’na getirilen su, buradan, ağaç kabuklarının birleştirilmesi sonucu oluşturulan uzun hortumla havadan Gayanınbaşı’na taşınıp buradaki havuzda toplandığı yönündedir.
Siyam Efendi
Vaktiyle Sİyam adında bir talebe Garaman’dan okumadan geliyormuş. Mahram’ın Gedik’e gelince garnından bi ağrı tutmuş. Orda Basır Goca denen bi goca varmış.Güzün çift ekme zamanıymış. Daha yeni icazetini almış bir talebeymiş.goca buna sahıp çıkmış. O talebenin vasiyeti şöğle olmuş:
-Dede, Ben böğün öleceğin.Fakat beni bi dört yol ayırdımına goyacaksın,
Talebe ölünce Dikenli Alanı’na goymuşlar.Ondan bir medet bekleme değil de o zatın hürmetine hastalar dua ederler. Mesela İstanbul’da oturan bir Daşketli buradan bağırarak eşşeğin üzerinde getdi.Şifa bulmuş yörüyerek geldi.
Ağrı, sızı veya vücuttaki herhangi bir hastalığa ziyaret edilir.Orayı ziyaret eden orada abdest alıp namaz gılar ve dua eder.Orada bir yemek yenilir.Arılık olarak para atılır.Ardıcın dalına çapıt bağlayıp daş çakılır.Bu da arılık yerine geçiyor. (K.5)
Siyam Efendi ölünce Ermenek tarafında oturan ailesi gelmiş. Anası arkasından ağlarken şöyle demiş:
Siyamımın yanına gelen nazılan gelsin
Ardında bir belik gızılan gelsin.Bu yüzden her yıl köyünden toplanıp ziyarete gelirken 1 – 2 otobüs kız ve genç gadın toplanıp gelirler.
Eğitim Özellikleri
Kasabada İlkokul 1937 yılında Medrese Camii yerinde açılmıştır.Daha sonra ilkokul 1956 yılında yeni bir binaya, oradan da 1968 ‘de başka bir binaya taşınmıştır.İkinci İlkokul binası 1974 yılında Orta okul olarak eğitime başlanmıştır.1991 ‘de açılan ikinci okul Ortaokul ile birleştirilerek ilköğretim okulu haline getirilmiştir.Bu şekilde boşalan binada 1994 yılında Balcılar Lisesi öğretime açılmıştır.
Önceleri halk çocuklarını okula göndermek istememiştir. Hatta okula göndermemek için çocukların yaşının bazen 10 – 15 yaş büyük yazdırıldığını görüyoruz.Okula göndermek istememelerinin en büyük nedeni ise kırsal yöre insanının çalışacak insana ihtiyacıdır.Halkın ufak tefek işlerde çalıştırmak ve elinde bulunan sığır, katır vb.hayvanlarını güttürmek için çocuklarını okula göndermek istemediklerini görüyoruz.Bu yüzden 30 yaşın üstündekilerde okuma yazma oranının çok düşük olduğunu görüyoruz.
İlkokuldan her yıl 80 – 100 öğrenci mezun olmaktadır.Nüfusun yalnızca % 1-2′si üniversite mezunudur.
Nüfusun tamamı Türkçe’yi biliyor ve Türkçe konuşmaktadır.
Kasabada yalnızca TRT radyoları ve Konya dan yayın yapan Gençlik Radyosu dinlenebiliyor. 3′ü TRT kanalları olmak üzere 8 adet Televizyon kanalı izlenebiliyor.
Halk eğitim Müdürlüğü tarafından şu ana kadar Halıcılık, Biçki-Dikiş, Nakış kursları açılarak bu bilgiler kasaba halkına kazandırılmıştır.
Kasabada Sağlık ocağı ve ebe bulunmaktadır. (K.34,36)
Kız çocuklarını okula okula göndermeme durumlarına rastlanıyor.İlkokuldan çıkan kız çocuğu bir yılda Kur’an kursuna gönderiliyor.Ondan sonra öğrenim hayatı sona eriyor.Kız çocuklarının çok az bir kısmı öğrenim hayatına devam edebiliyor. Ailelerin kız çocuklarını okula göndermemelerinin en büyük sebebi okuyan kızların gelenek ve ahlak kurallarının dışına çıkması, Diğer önemli bir sebeb de okuyan kız çocuklarının başlarını açmak zorunda kalmaları. Kasaba halkının belli yaşa gelmiş kızçocuklarından ve kadınlardan başı açık kimsenin bulunmadığı düşünülürse belki de en önemli sebebin bu ikinci sebeb olduğu ortaya çıkacaktır.
Erkek çocuklarının da çoğu okuyamamaktadır.Bu da ise enbüyük neden yöre halkının fakirliğidir. Yöre halkı İlkbahardan güze kadar çalışır.Ama kışınki yiyeceğini ancak kazanır.”Ekmek saban demirinin ağzında” atasözü belki bunu daha iyi anlatır.Bu halkın daha düne kadar un bulamayıp, dağda biten otları toplayıp içine bir avuç un katarak ekmek yapıp yediklerini ve hatta tarla sürülürken çıkan üzeri dikenli sığır dili adı verilen otları kapıştıkları ve hatta azığıma bir ekmek katacaklar da onu yiyeceğim diye komşuların sığırlarını sabahtan akşama kadar güdenlerin sayısı hiç de az değildir.Eğer açız diye bağırmak ve dağa çıkmak gerekirse önce bu halkın dağa çıkması gerekir.
Bu durumda olan halk haliyle çocuğunu okutamıyor.Elinde bulunan bir eşek veya katırına çoban yapıyor.Çocuk, eğleye biliyorsa ve gücü yetiyorsa akşam bir yük odun eğleyip geliyor.Eğer gücü yetmiyorsa bir eşeğe akşama kadar çobanlık yapıp akşam olunca eve geliyor. (K.23)
Balcılar Lisesi’nin açıldığı 1994 yılından bu yana Belediye liseye teşvik için öğrencilerin kıyafet ve defter, kitap gibi ihtiyaçlarını karşılıyor.Ve bu liseyi bitirerek ünivetsiteyi kazananları da okutmayı vaad ediyor.Ama yine de çoğu gencin ortaokul hatta ilkokulu bitirir bitirmez hayata atılmak zorunda kaldığını görüyoruz..
Yemekler
  • Tarhana çorbası: Tarhana çorbası iki çeşittir. Un tarhanası, baş tarhana.
  • Un tarhanası: Bir tencer ak bakla, bir tencere nohut, bir tencere mercimek iyice pişirilir. Delikliden geçirilir. İçine yeşil biber ve domates kıyılır.Medunus, nane atılır. Yoğurt keselenerek acı suyu atılır. Ak buğday unu ile beraber hepsi birlikte yoğrulur. Mayalanıp kabarınca bir daha yoğrulur. Üç defa kabardıkça yoğrulur. Kaşık kaşık temiz bir sofra üzerine alınır. Güneşte dururken bir taraftan ufalanır. Ondan sonra kalburdan geçirilerek kabına katılır.
  • Çorbası: Yağ eritilerek içine biraz salça atılır. Kımızı biber ilave edilir. tarhana atılarak biraz kavrulur. Ateşten indirilerek soğuk su ilave edilir. Topak kalmayacak şekilde iyice çarpılır. Tekrar ateşe konup kaynayıncaya kadar karıştırılır. Kaynadıktan sonra 5- 10 dakika ateşte pişirildikten sonra servis yapılır.
  • Baş tarhana: Buğday, değirmende yarma olacak şekilde üğütülür. Kazan ocağa konulup içine ayran dökülür. Eline ağaçtan yapılmış özel kürek alınır. Yarma dökülerek ağır ateşte karıştırılarak pişirilir. Piştikten sonra altındaki ateş alınarak bir saat kadar dinlendirilir. Siniler çıkarılıp eller ayrana batırılarak baş baş sıkılır. Dama çığ üzerine serilerek kurutulur. Güneşte kurutularak küpte saklanır.
  • Çorbası: Akşamdan su kaynatılıp içine tarhana atılır. Tarhana sabaha kadar yumşar. İçine nohut, kuru kemik atılır. Pancar doğranarak veya dilimnerek içine atılır. Kısık ateşte sabahtan öğleye kadar pişirilir. Bir tavada yağ ve biber kavrulur. Çorba tabağa konulunca bu yağ ve biber üzerine dökülerek yenir. Bahar mevsiminde pancar yerine ilanburçağı denilen yabani ot konulur.
  • Ayranlı çorba : Suyu kaynatılır. İçine buğdaydan yarma yapılarak atılır. Kaynayınca içine pezik, yarpız, ısmanaktan herhengi birisi doğranıp suda sıkılarak atılır. Güzün ise bunların yerine pancar doğranarak atılır. Pişirildikten sonra tabağa kurtarılarak soğutulur. Üzerine bolca ayran dökülerek yenilir.
  • Sütlü çorba: Tencereye su konularak kaynatılır. Bulgur veya pirinç atılarak pişirilir. Pişince süt dökülür, tuzu atılır. Bir defa da sütle beraber kaynar. Kurtarılarak yenir.
  • Süt aşlığı çorbası: Ak buğday dibekte tokmakla dövülerek kabuğu soyulur. Rüzgarda keviği savrulur. Akşam kazanda suya ıslatılarak sabaha kadar yumşatılır. Sabahleyin ateşin üzerine konur. Su ile süt yarı olacak şekilde katılır. Bu şekilde ara ara karıştırılarak pişirilir. Sonra beyaz olması için biraz süt daha katılır. Pişince ateşten indirilir. Sinilere çıkarılarak arada karıştırılmak suretiyle damda güneşte kurutulur.
  • Çorbası: Su kaynatılıp süt aşlığı içine dökülerek sabaha kadar yumşatılır. Sabahleyin ateşin üzerine konularak pişirilir. Küçükçe şalga doğranarak kaynarken içine atılır. Tuzu atılarak karıştırılır. Pişince tabağa konup üzerine biber atılarak yenir.
  • Şalga yemeği: Şalga soyularak doğranır. Şalga bir tabakta dururken diğer taraftan tencerde yağ eritilerek içine soğan, salça, tuz, biber atılıp biraz kavrulur. Bulgur dökülerek kavrulur. Şalga suda iyice yıkanarak içine atılıp karıştırılır. Üzerini kaplayacak şekilde kaynar su dökülerek pişirilir.
    Bunun sütlüsü de yapılabilir. Bu durumda yağ, soğan, salça ve biber atılmaz. Kaynamış suya şalga ve bulgur atılarak kaynatılır. Pişme haline gelince biraz süt dökülerek biraz daha kaynatılarak pişirilir.
  • Sütlü kabak: Kabak soyularak büyük büyük tobak şekilde doğranır. Üzerine çok az su dökülür. Tuzu atılarak ateşte pişirilir. Tuz kadar da şeker atılır. Pişince kaşıkla ezilir. Ondan sonra yeşil biber atılır ve süt dökülür. Kaynatılarak indirilir.
  • Topalak: Su kaynatılır. İçine nohut, kuru kemik atılarak pişirilir. Bulgur veya irmil ıslatılır. İçine biraz un katılarak yoğrulur. Tuz, biber, kekik, medunus, nane, domates ilave edilerek yoğrulur. Elde bilye gibi yuvarlak yapılır. Tencereye atılarak pişirilir. Sonra yeniden yağ , biber , salça kavrularak üzerine dökülür.
  • Keşkah: Buğday dövülür. Suda pilav gibi pişirilir. Ayrıca nohut pişirilir. Nohutla buğday tekrar karıştırılarak pişirilir. soğan , salça, biber ve et beraberce kavrularak pişirilir. Nohut buğday karışımının üzerine dökülerek yenilir.
    Pilavlardan bulgur, pirinç pilavı yapılmaktadır. Bulgurdan yine domatesli ve sütlü pilav da yapılmaktadır.
  • Çirbilli Pilav:Su kaynatılır. Bulgur yağda kaynatılarak su üzerine dökülerek pilav pişirilir. Bir tavada et, soğan, domates kurusu, biber pişirilerek pilavın üzerine ilave edilerek servis yapılır.
  • Karamıklı pilav: Baharın bahçlerden karamık sıyrılıp gelir. Tencereye su konur. Karamık yıkanarak suyun içine atılır. Kaynadıktan sonra içine bulgur atılır. Pişince yağ, tuz, soğan ve salça ilave edilerek pişirilir.
    Karamık yerine asma tefeği atılarak “tefekli pilav” yapılabilir.
  • Batırık: İrmik ıslak su ile kabartılır. Tuz, domates, biber, soğan doğranarak, medunus, feslikan atılarak irmikle yoğrulur. Çıllık veya ceziz dövülüp içine atılarak yoğrulur. Biraz su dökülerek hazırlanır. Marul, asma yaprağı, ilana, şalga, domatesle yenilir. İlana, şalga ve yaprak haşlanır.
  • Cevizli kömbe: Ceviz dibekte dövülür. Soğan doğranarak biraz kavrulur. Soğanın içine biraz biber ve tuz katarak karıştırılır. Hamur yoğrulur. Tepsi hazırlnır ve yufka yapılarak tepsiye döşenir. Üzerine soğan döşenip ceviz çilenir. Bu şekilde tepsi doldurulur. Dilimlenerek üzeri tekrar yağlanır. Fırında pişirilir. Üzerinin yanmaması için üzerine bir ekmek serilerek fırına sürülür. Pişince üzerinden ekmek alınarak servis yapılır.Ceviz yerine gumpil konularak gumpilli kömbe de yapılabilir.
Halk Mutfağı
İlkokuldan sonra kızlara, anneleri, yemek pişirmesini öğretirler. Anneleri, kızları mutlaka yanına alıp, onlara yemekleri tarif ederler.Yemeğin yapılışı, tuz, salça,su, vb miktarı öğretilir. Yemek yapılırken kitap vb ye bakılmıyor.Tuz vb göz kararı ayarlanır. Ama şeker vb ölçü ile ayarlanıyor.
Günde üç öğün yemek yeniyor. Sabah, öğle ve akşam yemeği. Ramazanda sahur yemeğine “Er ekmeği” denir.
Yazın :Taze fasulye, patlıcan, gabak kavurması, gabak dolması, biber kızartması, biber dolması, garamıklı ve asma yapraklı pilav, ayranlı çorba, pezik gızdırması, pezik sarması.
Kışın :Kuru fasulye, tarhana çorbası, şalga, süt aşlığı, sarma (lahana, asma yaprağı), gök bakla (yeşil fasulyenin kurumuşu), sütlü gabak.
Hastalara, un çorbası, yoğurtlu sarımsaklı çorba , mercimek çorbası, ekmek çorbası yedirilmektedir.
Gebe kadınların ne canı isterse o yedirilir. Bilhassa et vb yedirilebilir. Canı, ekşi isteyenlere ekşi elma yedirilir. Dağ elması suda pişirilip yedirilir. Lohusa kadınlara soğuk, ekşi, et, yedirilmemektedir. Heyre adı verilen pekmezden yapılan köftü, biraz daha sıvı yemek daha çok yedirilir. Unu kavurup cıvık bulamaç yapılarak yedirilir.
Kandil gecelerinde bulgur pişirilip yenilir. Kuru kek, kömbe, üzüm, elma vb meyve ve çerez götürülüp yenilir. Şerbet yapılıp içilir.
KIŞ İÇİN
Turşu :Fasulyenin ve biberin uçları dilinir. Domatesler iğnelenir, salatalık iğnelenir. Havuçlar yıkanırarak bir kaba doldurulur. Tuzu ilave edilir. İçine medunus ,sarımsak ilave edilir. Üzerine sirke ilave edilir. İçine elma, üzüm, nohut, şeker konulabilir. Bunların nedeni turşu malzemelerinin çürümemesi ve turşunu ekşimesi içindir. Lahana turşusu ayrı kurulur.
Konseve :Fasulyeler ve domatesler doğranır, kavrularak şişeye doldurulur. İçine su ve tuz ilave edilir. Kazanda kaynatılır.
Yaprak Bastırması :Yapraklar sarma yapar gibi yuvarlanıp kola şişesine doldurulur oklava ile iyice bastırılıp sıkıca ağzı kapatılır. Yine yapraklar üst üste demetlenerek ipe dizilir. Tuzlu suya ıslatılır. Kavanoz içine konularak beslenir.
Sebze kurusu :Fasulye, biber, domates, doğranarak güneşte kurutulur. Kabak kurutulur. Kışın pekmezle tatlı niyetine yenir. Ayrıca kavrulup yemek yapılarak yenir, yoğurtla yenir. Şalga yaprağı kıyılarak kurutulur, kaynar suda haşlanır, süt ve yağda pişirilir. Pilav yapılarak yenir.
Tarhana :Buğday, yarma halinde kırılır, ayran ocağa konularak buğday ilave edilir. Karıştırılır. Pilav haline gelinceye kadar pişirilir. Altındaki ateş alınarak bir saat kadar dinlendirilir. El ile pide şeklinde yapılarak kurutulur. Küpe doldurularak saklanır.
Süt aşlığı :Buğday dövülerek kabuğu alınır. Yıkanarak süzülür. İçine süt ilave edilerek pişirilir. Pişirilen aşlık sinilere alınarak soğutulur ve güneşte kurutulur. Küp veya kavanozda saklanır.
Eskiden düğünlerde yağ ile pekmezi kaynatıp ekmek içine atılır. Sininin üzerine çıkarılıp dağıtılır. Buna alayoka denir. Aşure gününde “aşı çorbası” pişirilir .Ceviz , üzüm ,darıdeve ,bakla ,et nohut , alma kakı olmak üzere yedi türlü malzeme bulunur. Halk arasında buna “aşı çorbası” denir.
Boz armut kurutularak üğütülür. Daha sonra içine un karıştırılarak ekmek yapılır.
Giyim Kuşam
Günümüz giysilerine bakmadan öncelikle yaklaşık 20-30 yıl öncesine gidip geleneksel giysilere bir göz atalım.
Kadınlarda pamuklu bezden yapılan ve dizden aşaği inen uzun göynek ve el dokuması alaca kumaştan yapılan don. Bu don’un paçaları kaytanlı yani büzmeçlidir. Bunun üzerine boydan boya bir elbise giyilir ki buna ” peşli zıbın veya üç peşli” denir. Arka bir parça, ön iki parça olmak üzere üç parçadan oluşur. Belden aşağısı yani etek kısmı üç parçadır. Üç tane yırtmaç vardır. Eteğin üzerinden ayrıca bir öncek bağlanır. Yine pamuklu bezden boyanarak yapılır. Öncek özellikle çivit mavisi gök boya ile boyanır. Kenarı teğel edilen nakışlarla ( dikiş makinasında) işlenir. Önceği bele bağlamak için ayrıca yünden ağiçmeç ile eğrilerek elde çeşitli renklere boyanarak yine elde dokunan golan kullanılır. Üst kısmında yine pamuklu bezden çivit boyayla boyanarak elde edilen ve halk arasında ” haba veya salta ” denilen, yaka kısımları yine makina da işlenerek teğel adı verilen nakışlarla süslü, önü açık olup bele kadar inen kolsuz bir yelek giyilir.
Kadınlar evlendikten sonra halk arasında “tellik” denilen ve önü altın, gümüş ve bronz gibi madeni paralar dizilmiş, diğer tarafları ise el ile oya şeklinde bağlanır. Telliğin önündeki paraların adedine ve değerine göre takan kişinin asalati ve gelin olurken kızın asalet ve güzelliği belli olur.
Yine gelinler potin giyerler. Bunu erkek ve kadınlar da giyer. Erkeğin ki uzun boyunlu çizme şeklinde, kadınlarınki ise topuğunu örtecek şekildedir ve kenarı pulla süslenir. Ama gelinlere mutlaka özel diktirilir. Ve pul daha fazladır. Erkeler ise yine yünün elde eğerilip eltezgahlarında dokunan ve hala da giyilmekte olan ” yün şalvar” giyerler, içine pamuklu bezden dikilmiş dizden aşağı inen beyaz renkli don giyilir. Yine elde dokunmuş yün kumaştan çeket diktirilir. İçine pamuklu kumaştan dikilmiş göynek giyilir. Bu göynek belden aşağı iner ve kesinlikle kalçaları örtecek şekilde uzundur. Bunun üzerine normal gömlek giyilir.
Başlarına eskiler (50-60 yaş) fes giyerler, orta yaşlı olanlar takke giyerler. Bu takke beyaz beyden dikilir. 60 lı hatta 70 li yıllara kadar başı açık gezmek ayı sayılığı için gençler, mutlaka takke giyerlerdi. Ayaklara 1950 ‘li yıllara kadar sığır gönünden (deri) dikilmiş, çarık giyilirken, bu yıllardan sonra lastik ayakkabı giyilmeye başlanmıştır. Kundakta ki çocuklara tavuk kuyruğundan veya kanadından koparılıp çeşitli renklere boyanarak yapılan ve halk arasında “cığa” denilen tüylerin tepe kısmına dikildiği, kenarlarını iğne ile oya şeklinde elde işlenerek süslendiği takkeler giydirilirdi. Ayrıca çocuklara kız ayrımı yapmadan göynek, don ve peşli zıbın giydirilirdi. Günümüze geldiğimizde el yapımı giysilerin yerini daha çok hazır giyimin aldığını görüyoruz.
Kadınlarda orta yaş ve üzerinde olanlar da iç çamaşırı olarak pamuklu bezden dikilen ve dizden aşağı inen göynek giyilmeye devam edilmektedir. Gençlerde göynek yerini atlete bıraktı, göyneğin üzerine yine dizden aşağı hatta topuklara kadar inen pazen veya kadifeli kumaştan dikilen fisdan giyilir. Gençlerde fisdan yerini hazır giyim gömlek ve etek aldı. Fisdanın üstüne genellikle fanile giyilir. Bu çoğunlukla elde mille örülür. Göyneğin altkısmına don giyilir. Bu don geniştir. Eteğin fistanın altından görünecek kısmın, dizlerin üstüne çıkacak kadar kısmı koyu mavi üzerine beyaz benekli bezden dikilir. Bu bez biraz pahalı olduğu için sadece dize kadar olan kısmına “paça” üst kısmı normal bir bezdendir. Bu donun paçaları büzmeçlidir. Halk arasında buna “gaytağ” denir. Bu yavaş yavaş kaybolurken yerini basmadan dikilen düz don almıştır. Ancak gençler uzun çoraplar giymektedir. Çorabın üzerine daha çok kış mevsiminde elde örülen patikler giyilmektedir.
Yine bilhassa orta yaş ve üzerindeki kadınların daha çok şehire veya misafirliğe giderken giydikleri ve çoğunlukla kadife türü kumaştan dikilen geniş don giyerler ki buna halk arasında “şalvar veya gocadon “denir.Kadınlar başlarına çember bağlanırlar. Beyaz bezin çevresi boncuk veya pul ile örülür. Boncuklu çember hala kendini korurken, pullu çember kullanımı çok azalmıştır. Yazma da yok denecek kadar azalmıştır. Daha çok piyasadaki eşarplar kullanılmaktadır. Ayrıca daha çok kışın soğuktan korunmak için çemberin üzerine bir nevi şal diye bileceğimiz “poşu” alınır. Erkeklerde gömlek ve pantolan giyilir. Ancak genellikle kışın yünün elde eğrilip el tezgahlarında dokunması ile yapılan ” yün şalvar” da giyilir. Orta yaş ve üzerinde olanlar başlarına örme giyerler orta yaşlılar yalnızca kışın giyerken yaşlılar yaz kış giyerler erkekler kışın elde örülen yün çorap giyerler. Erkek çocukları da yine pantolon, gömlek giyerler kız çocukları da gömlek veya kazağın altına etek giyerler. Ayakkabı olarak halkın büyük çoğunluğu lastik ayakkabı giymektedir. Çocuklarda kız erkek ayrımı yapılmazken kadınların giydikleri ayakkabıların içi kırmızı renkli ve erkeklerinkine göre biraz topukludur. Çocuklar kışın çizme giyerler yaşlılar mest giyebilir. Normal kundura kullanımı çok azdır. Ve daha çok gençler giyerler.
Asker Yolcu Etme Merasimleri
Kasabadan her yıl 40- 50 genç Askere gidiyor.Askere gidecek gençler yaklaşık bir ay önceden toplanırlar. Çünkü çoğunluğu asker harçlığını kazanmak için gurbette çalışıyorlardır.Bir buçuk aya kala her şeyden el etek çekerler.Bundan sonra Askerler birbirleri ile gezip eğlenirler.Her gün bir askerin fevinde toplanırlar. Orada ziyafet verlir. Yenilip içildikten sonra kendi aralarında eğlence türü oyn oynarlar.Bu oyunlarda dayak en en önemli unsurdur.İçlerinden 2 – 3 kişi çıkar ve oyun tertiplenir.Çoğu oyunlarda bir kişi her kesin kulağına usulca bir soru sorar . Doğru cevabı almışsa geçer diğerlerine sorar. Eğer doğru cevabı alamamışsa arkadaki arkadaşı kemer veya havlu ile dayak atar.Dayağın sınırını soruyu soran kişi tayin eder.
Bir diğer oyun ise İki kişi bir başka odaya geçer . Odada kalanları teker teker çağırırlar üzerinde ne varsa iğneden ipliğe, çamaşırlarından cüzdanına kadar teker teker saymasını isterler. Saymayı unuttuğu eşyasını alırlar. Böğlece toplanan eşyalar açık artırma ile orada satılır. Toplanan paraya çerez v.b. alınıp beraberce yenir.Ayrıca askerler teybe koydukları bir kaset eşliğinde oynalar.Kaşıkla oynayanlarda olabilir.
Böylece bütün askerlerin evinde bir gün davet tertiplenir.Ayrıca akrabalar ve komşularda yakınlarındaki askerleri ayrıca davet ederler.
Askerler gideceği akşam halk asker evlerine uğurlamaya giderler. Burada halk “bu gün sana ise yarın bana” düşüncesi ile bütün askerlerin evlerine varmaya özen gösterir.Uğurlamaya gelen halka çay ikram edilir.
Sabahleyin erkenden kalkan askerler ev halkı ile evde vedalaşırlar.Asker daha sonra ağlamamak için bilhassa annesi ile evde vedalaşır.Saat 07.00 civarı erkek halk Uzundam da toplanırlar Burada yapılan duadan sonra köyün çıkışındaki vedalaşmaya kadar askerler yayan gelirler.Burada önce kadınlar biraz ileridede erkekler sıra olmuş vaziyettedirler. Askerler ağlamamak için kadınlara fazla yaklaşmayıp geriden “Allah ısmarladık” diyerek vedalaşırlar . Erkeklerle ise teker teker sarılarak vedalaşırlar. Büyük ellerini, öperek vedalaşırlar. Bu oluşan uzun kuyruğun bitiminde otobüse binen askerler Hadim askerlik şubesi’ne oradan da Konya’ya hareket ederler.Geriye dönen halk yine yakın komşularını ziyaret ederler.
Yol durumuna göre Konya’da 1-2 gün kalan askerler Konya’daki yakınları tarafından da Otogardan uğurlanırlar .
Kasabadaki uğurlamada davul zurna olmadığı için çalınmıyor.
İzine gelen asker, gelince ” Hoşgeldin ” inine giderkende tekrar uğurlamaya giderler.yalnız uğurlama evdedir. Akrabaları sabahleyin stobüsün yanına gelerek askeri uğurlayabilirler.
vedalaşırlar . Erkeklerle ise teker teker sarılarak vedalaşırlar.
Evlilik ve Düğün Merasimleri
KIZ İSTEME:
İstenenecek olan kızın evine önce kadın ağız aramaya gider. Biz bir dünürlüğe gelmek istiyoruz. Vercek misiniz ? vermeyecek misiniz? diyerek kız evinin ağzını arar. Eğer bir düşünelim, denilirse , kadın erekek aralarında bir göjrüşmek isterlerse, yarın bir daha gelin, denir. kadın kocasıyla ve kızıyla konuşur. Eğer verilercek olursa sıra erkeklere gelir. Erkekler dünürlüğe gider. Bunların içinden bir tane hoca bulunmalıdır. Erkekler biraz sohbetten sonra
-”Biz neye geldik .Bize neye sormazsınız. Buraya her zaman gelinmez. Neye geldiğimizi bari bir sorun” diyerek konuyu açarlar.
Ev sahibi durumu zaten biliyordur. Ama yinede ;
-Öyleyse siz anlatın , diyerek sözü dünürcülere bırakır. Dünürcülede ” Allah’ın emri, Peygamberin kavliyle” kızı isterler.
Eğer daha önceden pişkin durumdaysa ” Tamam Allah’ın emriyle verdik ” diyerek söz kesilir. Eğer henüz karar vermemişlerse ” bir iki gün sonra bir daha gelin ” denir. Sonra tekrar gidilir. ” Tamam verdik” denilince ev sahibinin ikramı lokum, biskivi, çay vs yenilir, içilir. Arkasından biraz Kur’an okunur ve dua edilir.Kıza takılacak olan altın, kolye, küpe vb pazarlıl yapılır.
AĞIZ TADI VE NİŞAN:
Kız bittikten sonra önce kız tarafı oğlan tarfını bir iki gün sonra da oğlan tarafı kız tarafını davet eder. Eskiden bu ağız tadı altında olmasada iki tarafın birbiryle kaynaşması için bir cevizli kömbe edilir ve yemek hazırlanarak yapılırdı. Ancak şimdi hem biraz davetin sınırı geçmiş, konu komşu ve akrabalar davet edilmeye başlanmıştır. Artık yemek değil de lokum püsgevit yenilmeye başlanmıştır.Bu yüzdende ağız tadı denilmektedir.Bunu ev sahibi değilde dünür getirir.
Eğer bir iki ay gibi yakın bir zamanda düğün yapılacaksa nişan yapılmaz. Ara biraz uzayacaksa nişan yapılır ki bu da ağıztadında oluyor.Bu durumda erkek tarafı kıza yüzük, kolye, elbise ve ayakkabı alır ve bunu kız evinde ağız tadı günü kıza takar. Kız tarafıda oğlanın yüzüğünü oğlan evinde takarlar . Örülmüş olan kazak ve diğer alınan hediyeler verilir.
GÖBEDEK (K.43) :
Şu anda yaşayan düğün geleneklerinden biridir. Aslında buna bir çeşit ağız tadı da denilebilir. Nilşanlanan genç, arkadaşlarına ve delikanlı takımına bir ziyafet verir. Ancak fakir bir yöre olduğu için her kesin buna gücü yetmeyebilir. Nişanlanan genci, delikanlı takımının elebeşları sıkıştırır. Eğer ziyafeti kabul ederse, kimleri çağıracaklarına veya kaç kişi olacaklarına bunlar karar verirler. Eğer yokluk nedeni ile genç vermeyceğini söğlerse bu gencin peşine birini takarlar. Bu kişi bunların jandarmalarıdır. Bir yerde genci sıkıştırır ve delikanlı odasına getirir. Genç kendisinin de ziyafet vermek istediğini ancak babasının bu işe yanaşmadığını söğlerek, yükü babasına yükü babasının üstüne atabilir. Bu durumda genç delikanlı odasına kitlenir ve oğlunu gelip kurtarması için babasına haber gönderilir.
Babası, fakir olduğu için “benim oğlun yok” diyebilir. Bu durumda jandarma, Onun takibine düşer. Onu eniyi kıstıracağı yer camii dir. O camiye girince ayakkabısını alarak giderler ve ayakkabının kendilerinde olduğu haberini bırakırlar. Eğer o kimse yine zerinden geçerse bu dafa “gelip ayakkabıyı kurtarması, aksi halde ayakkabıyı satıp yiycekleri ” yönünde haber gönderirler. O kişi de gelerek ziyafet sözü verir ve ayakkabılarını kurtarır.
Aslında her kes gönül rızası ile göbedek yedirmek ister. Fakat yöre yoksul memleket olduğu için herkesin gücü yetmeyebilir. Bu gelenek, yaklaşık otuz yıl öncesine kadar yaşanmıştır.
ASBAB VE AĞIRLIK:
Düğün günü karara bağlandıktan sonra kart bastırılır ve birazı kız tarafına verilir. Her iki taraf kartı dağıtırlar Düğüne yakın bir zamanda kız evine asbap iletilir. O gün kız evinde bir keçi kesilerek etli pilav pişirilir. Asbab iletmeye yalnız kadınlar gider.Önce yemekler yenir. Yemekte sütlü çorba veya fasulye, nohut, gibi bir çorbanın ardından etli pilav verilir. Ardından çay veya şerbet ikram edilir.
Daha sonra oğlan tarfından ne geldiyse asbap ortaya açılır. Asbap, kızın giyeceği ve kız tarfına verilmek istenen hediyelerdir.Kız tarafının akrabalarına alınan bu hediyelere ağırlık denir. Kızın ailesi ağırlık istemeye bilir.Sadece evin içindekilere hediye almak yeterli diyebilirler.
Ortaya açılan asbaba konu komşu ve akrabalar bakarlar.Ortada bir kadın teker terker gösterek hepsini sayar.Ababa bakanlar daha sonra güçlerine göre para atarlar Asbaba atılan bu para kıza hediyedir.
Eskiden kıza alınacak elbise kadife, kutnu gibi kumaş olarak alınırdı. Komşu kadınlar ve usta bir kadın toplanıp bu kumaşları ölçerek kıza elbise dikerler ve kalan parçaları birer karış keserek okundu olarak kart yerine dağıtılırdı. (K.11)
KINA GECESİ VE ÇETNEVİR:
Düğün genellikle pazar günü yapılır. Cumartesi akşamı kına gecesi olur.Komşu ve akraba kadınlar oğlan evinde toplanarak kız evine kına yakmaya giderler.
Kız evine gelen kadınlara yemek ikram edilir. Şeker tutulur. Daha sonra çay ikram edilir.Çaydan sonra mevlit okunur. Ardından tekbir tetirilerek odanın ortasındaki sandalyeye oturtulur. Yüzüne bir örtü bürünerek kına yakılır.
Bu arada bir kadın ilahi maniler söğler. Buna ” kız okşama” adı verilir. İşte burada söğlenen manilerden bazıları:
Ana canım ana,
Sütün emdim kana,
Hakkın helal eyle bana,
Bu günlük ben misafirim.
Çattılar ocak taşını ,
Kurdular düğün aşını ,
Çağır kızın kardeşini,
Yaksın kızın kınasını.
Kız anası kız anası,
Çağır gelsin öz anası,
Gelin olup gidiyorsun,
Bana veda ediyorsun,
Beni ağlatmam diyorsun
Ağlamamak eldemi ki.
Ocağa koydular yufka sacını,
Çağırın gelsin küçük bacımı,
Anneme duyurmayın benim acımı
Ağlama anam ağlamagiderim gayri.
Atladı çıktı eşiği,
Sofrada kaldı kaşığı,
Büyük evin yakışığı,
Kız gülüm, kınan kutlu olsun,
Babayın öküzü beştir,
Kızların emeği hiçtir.
Ayrılıp gitmesi güçtür.
Kız gülüm, kınan kutlu olsun
Gül ağacı boğum, boğum
Yüreğime vurdun düğüm.
Ayrılığın günü bu gün,
Kız gülüm kınan kutlu olsun. (K.16)
Kına gecesi günü damat ve arkadaşları da evde toplanarak eğlenirler.Buna ” çetnevir ” adı verilir Toplanan gençler hep birlikte çerez yer ve çay içerler. Eğlenceli oyunlar oynarlar.Ayrıca teybe koydukları kaset eşliğinde oynarlar.
Kıza kınayı yaktıktan sonra damadın annesi ve akrabları biraz kına alarak eve gelirler. Getirilen kına dua ile damada yakılır. Damada kınayı sadıç yakrar.Daha sonra yakmak isteyenler ellerine kına sürülerek dağılırlar.(K.19)
CEYİZ ÇAKMA:
Ceyiz genellikle düğünden önceki gün çakılmaktadır. Oğlanın babası bir traktör veya kamyon tutarak kız evine gider. Orada kızın ceyizi bu arabaya yüklenir. Kızın yakınlarından birisi, gelin sandığının üzerine oturur ve kaynatadan para koparmaya çalışır. Böğlece arabaya yüklenen ceyiz, oğlan evine getirilir.
Oğlan evine getirilen ceyizi, kız tarafından gelen kadınlar, en güzel görünecek şekilde çakarlar. Bu esnada oğlan ve babası ev de bulunmalıdır.Aksi halde onları odaya katarak ceyiz çakma parasıda alabilirler.
DÜĞÜN (K.19) : Düğün genellikle pazar günleri yapılır. Düğün günü oğlan evinin damına erkenden bayrak çakılır.
Sağdıç, damatla beraber gezer. Sağdıcın görevi, damadı korumaktır. Sadıç, eskiden küçük çocuk olurken, günümüzde evli bir gençtir. Bu genç, damadın sadıcı olurken, hanımı da gelinin sadıcıdır.
Damat evinin damında veya bahçesinde çay kaynatılarak gelenlere ikram edilir. Eğer yemekli ise herkes, yemekli değilse dışarıdan gelen misafirlere öğleyin yemek yedirilir. Eskiden düğünlerde pekmezin yağda eritilmesi ve yufka ekmeklerin bu ekmeklerin sinilere alınması ile yapılan” Alayoka” ikram edilirken, günümüzde düğün yemeği genellikle etli pilavdır.
Gelinlik damadın kız kardeşi (görümce) yengesi (elti) ve sadıç tarfından giydirilir. Gelinin beline kırmızı kurdele bağlanır.Bu kuşak, kıza, babası tarafından bağlanır.
Düğün saatinde oğlan evinden, kız evine hareket edilir. Kız evinden gelen misafirlere kolanya, şeker, lokum siğara ikram edilir. Arabalara havlu bağlanır.
Gelin, en son baba evinden ayrılırken, vedalaşma ve ağlatma faslı yapılır. Kız, ailesi ve yakınları ile vedalaşır. Bu esnada onu ağlatmaya çalışırlar. Gelini evden babası ve erkek kardeşi indirir ve arabaya bindirir. Gelin arabaya binince dua yapılır.
Daha sonra önde kaynata arabası olmak üzere hareket edilir. Kaynata önde giderek ip geren çocuklara para dağıtır. Bu şekilde gelin arabası oğlan evine gelir. Arabadan indirmeden önce bir kişi damadın akrabalarını teker teker çağırarak geline hediye vermelerini ister. Onlarda bir şeyler verceklerine dair söz verirler. Yalnız damadın annesi (kaynana) verceği şeyleri sıraladıktan sonra ” ……..dere bir söğüt , kucağına bir yiğit verdim . ” der. Gelinin yanında bulunan kadınlar kapıyı açmak için kaynatadan para isterler. Daha sonra tekrar dua yapılır. ve gelin arabadan indirilir. Damat, gelinin başına pul saçar. Ayrıca cebindeki şeker ve bozuk paralarıda çocuklardan tarafa serper. Damatla gelinin başına kağıt halka geçirilir.
Bu şekilde eve gelen gelin, kapıdan içeri girmeden balkona konmuş, su dolu parçı, ayağını vurarak kırar. Ayrıca kapının alt (eşik) ve üst kenişine sade yağı sürer. Bunun nedeni, gelinin , yağ gibi kalıcı olması ve ayağının eve alışmasıdır.Az gelen birine söğlenen ” Ayağına yağ sürmek” deyimi buradan gelmektedir. Dah sonra damat , geline ” hoş geldin” dedikten sonra sadıçla gezmeye gider.
Gelin, eve indirildikten sonra damadın arkadaşları kız evine “Allah kavuştursun ” a giderler. Orada çay vb içip “Allah kavuştursun”diyerek ayrılırlar.
Damatla sadıç diğer namazlarda gitmeseler bile yatsı namazında mutlaka camiye giderler. Sağdıç, damadın ayakkabısını korumak zorundadır. Namazdan sonra eve gelen damat dua yapılarak yumrukla gerdeğe katılır. Damatla sadıç bir saat kararlaştırırlar. O saatte gelen sadıç, durumu ailelere bildirir.
Sabah namazında erkenden kalkan damatla gelin, el öpümüne çıkar. Damadın anne ve babasından başlayarak, bütün ailesi dolaşılır. Gelinle damat teker teker herkesin elini öper. Akrabalarda karşılığında mal, para gibi hediyeler verir.
Düğünün ertesi günü öğleden sonra “yüz açımı” yapılır. Damat, o gün ikindine kadar eve gelmez. Gelinin annesi hariç bütün akrabaları oğlan evine gelir. Gelin tekrar gelinliği giyer.
Bir şeyler yiyip içerler. Oynayarak ikindiye kadar eğlenirler.
HACIYA UĞURLAMA VE KARŞILAMA
Hacı gitmezden önce konu komşu, akraba onu uğurlamak için evlerine gelir.Evde bir çay içip “bizdende dua et” derler.
Eğer o yıl hacca giden birkaç kişi varsa hacılar giderken toplu dua yapılır. Büyük caminin önünde toplanan halk toplu dua eder. Hacılarla teker teker sarılarak onları otobüse bindirirler.Ancak hacca gidecek bir iki kişiyse yalnızca akraba ve komşuları sabahleyin otobüsün yanında uğurlarlar.Hacı karşılamaya gelince, hacdan gelen kişinin coçukları Konya’ya kadar karşılamaya gidiyor. Kasabaya gelen hacılara bir karşılama yapılmıyor.Hacının evine gidilerek ” hoş geldiniz ” derler. Hacılarda yakın akrabalara çeşitli hediyeler alabileceği gibi yine diğer komşu ve köylülere tesbih, takke hediye ederler Hurma ve zemzem ikram ederler. Kadınlara ise başörtüsü gibi hediyeler verilir. Daha çok kız çocuklarına yüzük ve kına hediye edilir.
Ölümle İlgili İnanış ve Gelenekler
Ölecek kişi hasta ise ölümü düşündüren belirtiler; gelip gideni tanımaması, konuşamaması, bir şeyi yeyip içmemesi vb. olarak sayılabilir. Budurunda olan hastaya “zekarat “denir. Eğer bir hastanın öleceğine kanaat getirilirse dışarıda bulunan yakınlarına haber verilir. Çevresinde bulunan alrabalarından bilenler yasin veya Kur’an -ı Kerim’den başka sureler okunur.Konuşabiliyorsa konu komşu toplanıp helallaşırlar .
Ölüm olayının hemen arkasından önce “sela” verilir. Bu arada orada bulunmayan akrabalarına haber verilir. Diğer taraftan kabir tahtaları hazırlanamya başlanır. Komşulardan bir kaç kişi kazma kürek alarak mezarlığa mezar kaymaya giderler. Evin dışında bir yer naylon, çul, vb. bir şey ile çevrilerek cenazenin yıkanacağı yer hazırlanır, ve ateş yakılarak kazanlarda su ısıtılmaya başlanır.
Sabah ölen bir kimse ogün en kısa zamanda kuşluk veya öğleyin; öğleyin ölen kimse ikinsi vaktinde gömülür.Akşam vakti ölen kimse ise eğer imkanı varsa henüz ortalık tam kararmamışsa hemen aksi takdirde ise sabah erkenden gömülür.Ölünün bekletilmesi gibi bir durum sözkonusu değildir.
Bir kazan soğuk bir kazan sıcak su hazırlanınca hoca veya birkaç kişi cenazeyi dışarı çıkarır. Elbisesi çıkarılmış vazifettedir. Ondan sonra cenaze yıkanır. Yıkanan cenaze kefenlenir.Kefenin içine feslikan veya gül atılır. Böyle kokulu bir şeyin atılması islam adetlerindendir.Kefenin beyaz olması evladır. Erkeklerde kefen üç kat, kadınlarda beş kat olarak sarılır.Biri gömlek olur, diğerleri dışına sarılır. Sarıldıktan sonra da kefenin baş ucu ve ayak ucu bağlanır. Şişmansa ortasıda bağlanır. Kefenlenen cenaze sala konulur ve belene getirilir. Musalla taşına getirildiği zaman “Haydin cenaze namazına” diye bağrılır. Etrafta abdestini alıp hazırlanan vatandaşlar gelir.3-5 veya 7 olacak şekilde tek olmak üzere saf bağlanır. ” Bu adam hakkında ne bilirsiniz “? “Şeran borcuna kim kefil ?” diye sorulur. Millette ” Allah rahmet eylesin” der. Daha sonra imam cenaze namazını tarif eder . İmamın tarifi üzere cenaze namazı kılınır. Cenaze namazı kılındıktan sonra cenazeyi salla beraber omuzlarda taşınarak kapre götürülür. Kabir kazılmış vaziyettedir. Yakın akrabalardan iki kişi kabre indirir. Üzerini örtükten sonra imam veya başka bilen bir kişi Kur’an okur. Ekseriyetle Yasinin son sayfasını veya son ayetlerden bazısını ” El- hakümütteka ” suresini , ihlas ve fatiha olmak üzere okunur. Bunlar okunduktan sonra Adem (S.A.) dan beri bütün peygamber ve evliyalara bağışlanır. Ondan sonra cemaat dağılır. İmam biraz cemaatın dağılmasını bekler. Cenaze akıl balığ olmuşsa telkin verilir. Dünya’dan ahirete göçtüğünü “Üzkürul -ahrate min e’ d – dünya …..”Sen dünyadan göçtün, Allah rahmet eğlesin . Sen buraya geldin. Şimdi yalnın kaldın . Sen rabbim Allah de, Nebim Muhammed de, Kitabım Kur’an de, Kıblem Kabe de, Allah sana rahmet etsin, yardım etsin “diye telkin verilir. Yalnız bunun Arapça duası okunur.
Mezarlıktan gelince cenaze evine gelinir. Cenaze evinde Kur’an okunur. Bir fatiha okunur. Ondan sonra dağılırlar . Cenaze sahiplerinin fırsatı olmayacağı için komşular yemek getirirler.
Mevlit:
Cenazenin defnedildiği günün akşamı mevlit okutulur. Eskiden mevlit evde okunurdu Şimdi camide okunmaktadır. Erkekler camide toplanırken mevlit okurken kadınlarda evde toplanarak mevlit okurlar. Mevlitte şerbet dağıtılır. Önceleri pekmez şerbeti yapılırken, son yıllarda pekmezin eskiye göre azalması ve pahalanmasının da etkisiyle şeker şerbeti yapılmaktadır. İçine biraz da tarçın atılarak renklendirilir.
Kırk Sıkması:
Cenaze defnedildikten sonra iki üç gün sonra gırk sıkması verilir. Bunun kesin bir günü yok Bu bir sadakadır. Her ne kadar kırk sıkması densede bu kırkta kalmaz . Kırktan fazladır. Taze olarak ekmek veya biddilerin içine patates ezmesi, hevla, yumurta ,ceviz, peynir vb. konulur. Ölünün ne canı isterse yani ölünün sevdiği şeyler konulur. Bu sıkmalar caminin önünde dağıtılır. Bir fatiha okuyan okur okumayan karnını doyurur yer geçer gider.
Tesbih çekme:
Cenazenin öldüğü en yakın cuma ‘ da tesbih çekilir. Cuma günü camide imam camide tesbih çekileceğini ilan eder.Elde bulunan bin taneli bir tesbih var. Eğer camide kalan yetmiş kişi varsa yetmiş bin defa “La ilahe illallah ” denmiş olur. Arada sırada ” Muhammedurrasulullah” denir.Bunu yaptıktan sonra bir fatiha üç ihlas okunup ölen kişiye ve Peygamberimiz (S.A.V.) ‘in ruhuna bağışlanır. Tesbih çekildikten sonra cenaze sahibi daha önceleri yaz günü ise bağdan bir yük üzüm keser gelir. Bunu caminin önünde koyuverirlerdi. Kış günündede camiye biraz para yardımı yapılır. veya gaz alınırdı. Daha sonra lokum , püskevit alınıp sıkma yapılarak kağıtlara sarılır, caminin öünde dağıtılmaya başlanır. Hala da bu devam etmektedir.
Alt Üst (Zor Devir) (K.8,11)
Ölünün yaşından erkekse 12, kadınsa 9 düşülür. Mesela 60 yaşında ölen bir erkek için 60-12=48 yaş bulunur. 48 yaş 12 ile çarpılarak 48×12= 576 ay eder.Bir aylık namaz borcu 6 vakitten 6×30=180 vakit eder. O günkü fidye kaç lira ise 180 ile çarpılır. Eğer kişin kendi parsı varsa ondan yoksa orada bulunanlardan toplanan bu para bir mendile sarılır. İmam:
-”Şu mevtanın ıskat – ı salatiyesinden dolayı şu meblağı al kabul et” diyerek o para bulunan mendili orada birine verir. Alan adam da:
-”Kabultüveheptü” yani aldım ve geri verdim, der. Bu ay sayısı kadar 2 veya 3 kişiye devir yapılır sonra parnın birazı onlara verilir.
Ayrıca 60 savm, 100 yemin hesap edilir. Bu ölen kişin ömründe oruç bozmuş olabileceği ve onun keffareti olan 60 gün oruç ve ömründe etmiş olabileceği 100 yemindir. Bu tutar kesinlikle dağıtılmalıdır.
Ölen kişi kendisi vasiyetle alt üst koyabilir. Bu para ile önce borçları ödenir. Sonra kalanı ile kefen parası, 60 savm, 100 yemin ve zor devri verilir. Kalanı su hayrı olarak çeşme, cami gibi hayır işlerine verilir.
Kırk gün Yasin:
Ölü öldükten sonra kırk gün Yasin okunması gerktiğine inanılmaktadır. Bu yasin her gün birer tane olmak üzere kırk günde okunabileceği gibi hepsi bir günde de okunabilir.
Elli ikinci Gece:
Ölünün en zor gününün elli ikinci gece olduğuna çünkü bu gece ölünün etinin kemiğinden ayrıldığına inanılmaktadır.
Ramazan Bayramı ve Kandil Geceleri
Ramazan dan önce bazı hazırlıklar yapılır. Evler badana yapılır,Ekmek atılır, Erişte kesilir.
Ramaznda sahura tenekeciler kaldırır.Davul yerine teneke çaldıkları için tenekeci denir. Tenekeciler, teneke çalarak dolaşırlar ve her evin önünde durarak çağırırlar.Ev sahabinin ismi ile çağırırlar. Her mahallede bir tenekeci bulunur. Ramazanın sonuna doğru ücretlerini toplarlar Bunların ücretleri genellikle bir fidre miktarıdır.Ancak bu miktar çok az olduğu için halkın da fakir olması nedeniyle bunlara ayrıca ayrıca fidre verilebilir.
İftar içtırmanın büyük sevap olduğuna inanılır.Onun için evi camiye yakın olanlar iftara yakın iftarlık hazırlayıp camiye götürürler. Bu iftarlık mevsinine göre meyve, lokum , büskivi, gatmer, bişi vb. yiyeceklerdir.
Ramazan Okşama: Ramazan başında teravih namazından önce veya sonra ilahiler söğlenerek Ramazana hoş geldin deniken yine sonlarına doğru aynı şekilde elvede denir. Buna ramazan okşama denir.İşte bu manilerden bazıları:
Ne tez geldin bilemedim, Geldin girdin özümüze,
Günlerini sayamadım, Firkat verdin gözümüze,
Sana hürmet kılamadım Şefeaat kıldın cümlemize
Merhaba ya şehr-i ramazan Merhaba (K.1) Merhaba ya şehr-i ramazan (K.15)
Geldi girdi varı ilen, Bu ayda cenner kapıları açılır.
Alem doldu nuru ilen, Hakk’ın rahmeti halka saçılır.
Onbir ayın yarı ilen, Teravih kılana hülle biçilir.
Merhaba ya şehr-i ramazan (K.15) Merhaba ya şehri ramazan (K.15)
Teravih kılanın tahtı yücedir. Terahiv kılmayan yüzün karalar
Anda yoksul ise bunda hocadır. Hakkın dergahına nice varalar
Mubarek geceler iş bu gecedir. Yüzü üzre cehenneme süreler.
Merhaba ya şehr-i ramazan (K.15) Mübarek ya şehr-i ramazan (K.15)
Bu ayda okunur hece Gökyüzünde döner çarkı felek,
Arzulandı erte hece, Yer yüzünde saf saf olmuş melekler
Şaban ayının ardınca , Bu ayda kabul olurdu dilekler,
Merhaba ya şehr-i ramazan (K15) Merhaba ya şehr-i ramazan (K.15)
Geldin geri gidermisin, Onbir ayın sultanısın ,
Bizi garip dermisin, Müminlerin bayramısın
Bizden şekva edermisin Münafıklar zindanısın
Elveda ya şehr-i ramazan (K.14,15) Elveda ya şehr-i ramazan (K.14)
RAMAZAN BAYRAMI (K.41)
Bayramdan önce genel temizlik yapılır ve bayramdan önce çocuklar banyo yaptırılarak bayramlık elbiseleri giydirilir.
Kadınlar erkenden yemek hazırlığına başlarlar.Erkekler de bayram namazına giderler,Bayram namazından sonra camide bayramlaşılır. Bayramlaşma sözü genellikle ” Bayramınız mübarek olsun” sözüdür. …Hatta küçük çocuklar bunu tam olarak söğleyemediği için bunu ” Bayrak bayrak olsun” şeklinde teleffuz ederler.
Bayram namazını kılıp eve gelen erkekler önce ailesi ile evde bayramlaşır.Çocuklar eve gelip anne ve babalarını bayramlayarak elini öperler.
SEYRAT YEMEĞİ:
Ramazan bayramı geleneklerindendir. Bayram namazı kılınıp evlere gelindikten sonra her mahallede bir evin damında veya kış ise evde toplanılır. Her kes evinden hazırlanmış olan yemekleri getirir, ve topluca yemek yenir. Yenilen bu yemeğe seyrat yemeği , toplanma işinede seyrat yerine toplanma denir.
BAYRAMLAŞMA:
Camideki bayramlaşmanın haricinde küçükler teker teker büyüklerini gezerek bayramlarlar. Küçükler büyüklerin ellerini öperler ve dualarını alırlar.”El öpenlerin çok olsun, Allah bu günlere yine eriştirsin.” şeklinde dua ederler. Bayramlaşma esnasında kolonya, lokum, şeker vb. ikram edilir.
Bayram günü akşamı bütün damatlar kaynanasının evinde toplanır. Onların bayramlanması akşama kalır.Kaynana o gün hazırlık yapar, damalar akşam yemeğini orada yerler . Ramazan bayramı akşamı yemekte ilk önce çorba ve sulu yemek çeşidi yenir.Ardında etli pilav vb. et yemeği o yenilir. Daha sonra bayramlaşmanın vazgeçilmez yemeği ve bir börek çeşidi olan cevizli kömbe yenilir. Ardından tatlı yenilir.
KURBAN BAYRAMI:
Kurban Bayramında da yine namazdan sonra bayramlaşılır, ve evlere gelinir.Evdeki bayramlaşmadan sonra kurban kesilir. Kurbanların kesilmesinin ardından öncelikle ciğeri veya biraz et kavrulur ve et köz üzerine atılarak külleme yapılır ve ev halkı tarafından yenilir. Daha sonra gelen misafirlere ikram edilmek üzere haşlama pişirilir.
Yine küçükler ev ev dolaşarak büyüklerini bayramlarlar ve ellerini öperler. Kolonya, şeker, lokun vb. nin yanında kavurma, haşlama, külleme gibi et yemekleri ikram edilir.
Yine akşam damatlar kaynananın evinde toplanır ve yemeği orada yerler . Yine baş yemek cevizli kömbe olmakla birlikte ağırlık et yemekleridir.
Kurban kesen kimseler , mahallesinde kurban kesmemiş fakirlere kurban etinden ayırarak onlara iletir.Kurban derisi, cami, kurs, vakıf, gibi hayır kurumlarına verilmekle birlikte halk yoksul olduğu için çoğu zaman peynir basmak için kendine saklamaktadır.
KANDİL GECELERİ:
Kadir, mevlit, Miraç, Regaip, Berat olmak üzere kandil geceleri beş adettir. Ama kasabada bütün kandil geceleri Kadir gecesi olarak anılmaktadır.O gece bir camide Mevlit okunur ve İlahiler söğlenir. Daha sonra bir kaç kadın bir evde toplanıp ibadet ederler ve geceyi ihya ederler. Buna kadir bekleme denir.
Genellikler camilerdeki kutlamalarda mevlit ve ilahilerokunur. Önceleri şerbet ikram edilirken bu gün gül suyu ve şeker ikram edilmektedir. Bazen şerbet verildiği zamanlarda olur.
MEVLİT OKUTMA:
Bir kişinin öldüğü akşamı genellikle mevlit okutulur.Önceleri cenaze evinde okutulan mevlitbir iki yıldır camilerde okunmaya başlanmıştır.Kadınlar yine cenaze evinde okumaktadır.
Yine bilhassa kış gecelerinde kadınlar akşamlarını değerlendirmek için evlerde toplanarak mevlit okurlar. Böylece hem akşamlarını değerlendirmiş hem de geçmişleri için dua etmiş olurlar.
Bütün mevlitlerde genel olarak şeker, su ve tarçın dan yapılan şerbet dağıtılır. Eskiden pekmezin çok olduğu dönemlerde pekmez şerbeti dağıtılırdı.5)
Oba Göçümü
Balcılarda halk obaya Mayıs ayının ortasında göçmektedir. Ama daha önce ilkbaharda malı fazla olan bazı kişiler dağa çıkar. Buna döl yurdu denir. Ama asıl oba göçümü mayıs ayı içindedir.Bu gün Koruma başkanlığı belirlenir. ve 1-2 gün önce halka duyrulur.
O gün herkes hazırlığını yapar. Alacık , çığ, çul ve diğer eşyalar katırlara yükleyerek yola çıkılır.Yine o gün nohut, üzüm, buğday ve günaşıkdan oluşan kavurga hazırlanır. O kavurga köyden itibaren dağıtılmaya başlanır. Erkeklerde tüfeklerini alırlar. Belli yerlerde durularak tüfek atılır ve kavurga yenir.Genç kızlar bilhassa delikanlılar olmak üzere kavurgayı dağıtarak yaylaya varılır.
Yaylaya varınca önce evler yapılır. Evin yeri hazırlanır. Sonra alacıklar dikilir ve belli aralıklarda gargılar bağlanır. Etrafına çığ dizilir. Üzerine çul örtülür.
Bir obada şu anda 10-15 ev bulunmaktadır. Eskiden 50 hane bulunurdu. Yerine oba konduran kimse tarlasını terslemek için bu 50 hanenin davarını 8 aya yakın bedava güderdi . Daha sonra suni gübre çıktıktan sonra yerine oba çeken kimse 15-20 gün bedava güttükten sonra keşik durulmaya başlanmıştır. Günümğzde ise tarla sahibi sadece kendi malının sayısı kadar keşiğini gütmektedir.
Eskiden yaylaya çıkılınca oğlak çobanı durulurdu. Bir oğlağı bir yufka ekmeğe güderdi .Bu gün oğlakta keşik olarak güdülmektedir.
Davar kuşluk ve ikindin olmak üzere günde iki defa sağılır. Yayılmadan gelen davar yatır.Daha sonra kadınlar davar sağmaya başlarlar. Buna “Davara girme” denir. Davarların sağlırken rahat durmaları için önlerine ağaçtan yapılmış çanaklarda tuz verilir. Davarlar sağıldıktan sonra oğlak çobanına ” Haydi laaaaaaaa” diye bağırarak çağırır.Oğlak davarı görünce koşmaya başlar meleşerek oğlakla davar birbirine karışır. Oğlaklar analarını bulmaya çalışır.Bulamayanlarda kadın tarfından buldurularak emiştirilir. Daha sonra oğlak ve davar birbirinden ayrılır.
Sağılan sütler her gün bir evde toplanır, İlk yaylaya çıkarken her kes birer gün süt alırken sonraki sıralarda her kes sütünün miktarına göre alır. Her kes sütünü verirken çöpler Süt dolu helke düz bir yere konularak içine bir çöp sokulur. Bu çöp küle veya toprağa sokularak miktarı belli edilir. Her değişiğin sonunda çöp vurur ve böylece ne kadar alacaklı olduğu belli olur.
Değişiği eve getirdiği bolluk sebebi ile gaymakam da denmaktedir. Değişik zamanı süt pişirilirken köpüğü içilir. Sütün makinada çekilmesi ile elde edilen yağ kısmında höşmerim yapılabilir. Yine kaymağın bol olduğu dönemdir. Süt ya pişirilerek yoğurt yapılır yada peynir yapılır. Öğütülen yoğurtlar bir kaç gün bekledikten sonra yayılarak ayran yapılır. Evin önüne dağan ve tuluk bağlanır. Yoğurt içine dökülür. Bişekle vurularak yoğurt ayran haline getirilir.Yağını yüzüne toplalmak için soğuk su çilenir. Obadaki halka taze ayran ikram edilir. Ayrıca taze ayranlı çorba pişirilir.Daha çok öğle sıcağında yenir.
Obanın bir diğer özelliğide “cıvırcaktır.” Bunun için 5-6 metre uzunluğunda bir ardıç ağacı kesilir.Dalları temizlenerek kabuğu soyularak düzeltilir.Yalnız kalın tarafında 50-60 cm aralıklarla bir kaç dal 30-40 cm kalacak şekilde kesilir. Bu binen kişilerin düşmemek için ellerini tutmaları için bırakılmaktadır.Daha sonra denge de duracak şekilde bir yerinden yarıya kadar oyularak delik delinir. Ayrıca bir ağaç parçasından yaklaşık bir metre bir ağaçtan “cürk” yapılır.Bu cürk biraz toprağa gömülerek sağlamlaştırılır. Uc kısmı cıvırcağın deliğine uyacak şekilde yontularak inceltilir.Daha sonra bu cıvırcak cürke konur.Arka kısma birkaç otururken uç, ince kısmına bir kişi karnının altına alıp eli ile tutar .Bu kişi ayakları ile biraz yürüyüp havaya zıplayarak dönmeye başlar. Biraz dönerken arka taraftakiler geriye yaslanmak suretiyle uç taraftakini havaya kaldırır.Ön taraftaki ayaklarını yere değdiremezse diğerleri ona sormaya başlar :
-Gısırak nerde?
-Garaçayır’da.
-Nişanlın kim ?
-Nallı Fatma.
Burada Garaçayıt bir doldurma kelimedir. Kalıplaşmıştır. Nişanlıdan kasır sevilen kişi ,sevgilidir. Buna cevap olarakta geçiştirmek için Nallı Fatma cevabı verilmektedir. Zaten böyle biriside yoktur. Bazen indirmeyip gerçek bir isim alınma yoluna gidilir.
Cıvırvağın daha iyi ses çıkarması için sade yağı sürülüp yoğurt ve kömür konulabilmektedir.Daha çok akşamları harmana meydan ateşi yakılmakta ve cıvırcağa binilmektedir.
İnanışlar
1)TABİATLA İLGİLİ İNANIŞLAR:
AYIN ÜZGÜNÜ: Kameri ayın son çarşambası ile diğer ayın ilk çarşambası arası ekim-dikim işleri yapılmaz. Senede bir gün vardır ki bu günde ekilen sebze vb. kurtlanarak çürür, Ağaç dikilirse kurur . Yine evin tavanına atılmak için kesilen ağaç hemen çürür. Bu gün senede bir gündür. Fakat bu gün tam olarak bilinmediği için halk ayın hilal olduğu bu günlerin hepsinde ekim dikim işleri yapılmaz. Hatta bu günün çarşamba günü olduğuna inanılır. Ancak sadece ekim dikim yapılan bahar aylarında buna dikkat ediliyor. Bu yüzden bir kameri ayın son çarşambası ile diğer ayın ilk çarşambası arası ekim – dikim işleri yapılmaz, ağaç ve kereste kesilmez.
- Yılan öldürülüp yakılırsa yağmur yağacağına inanılır.
- Ay doğduğu zaman, çevresinde sarı bir daire bulunursa, rahmet (yağmur) yağacağına inanılır. Daire küçükse, yakın bir zamanda ; büyükse, biraz uzak bir zamanda yağacağına inanılır.
- Ortalık çiseli olursa, yağmur yağacağına inanılır.
- Ortalık girenli (sisli) olursa ya ulu (büyük) bir kişinin öleceğine ya da yağmur yağacağına inanılır
- Gökkuşağının altından geçebilen oğlanın kız; kızın ise oğlan olacağına inanılır.
- Yağmur suyu ve karda şifa vardır. Bu yüzden en az yılda bir defa kar yenilmeli ve en az yedi yılda bir yağmur suyu içilmelidir.
- İledin ağaçlarının, tepe kısmında kozak çok olup, engin dallarda olmazsa, kışın, enginlere fazla kar yağmaz.
- Sarı arı çok olursa kış, uzun ve sert olur.
- Kösköpek, toprakta çok işleme yapar ve çok dürterse, kış, uzun olur. Belli bir sıra ile fazlaca dürterse, yıl iyi gelir. Ama bir sıra gözetmeksizin, bir ordan bir burdan dürterse, kış uzun olur.
- Karıncalar, yazın toprağı dışarı çıkarınca, toprağı kuzey yönüne yığarsa, kış uzun olur. Dört tarafa (çevresine) yığarsa, kış hafif olur. Böylelikle karınca, kuzeyden gelecek soğuktan, kendini korumuş olur.
- Güzün kavak ağaçları, tepesinden sararmaya başlarsa, kışın sert geçeceğine; her tarafı beraber sararmaya başlarsa, normal geçeceğine inanılır.
- Koyunlar, birbirine sıkı bir şekilde yatarsa, kışın yaklaştığının habercisidir.
- Koyunlar, akşam otlamadan gelirken , gördükleri bir ağaca sanki açmış gibi saldırırsa ,kışın yakın olduğuna inanılır.
- Kuyruklu yıldız doğarsa, yıl iyi gelir, bereketli olur.
- Ağaçların kuzey taraflarındaki kabukları kalın, güney taraftaki kabukları incedir.
- Zühre yıldızı, kıble yönüne gelince sabah namazı vakti olur.
- SUYUN HACCA GİTMESİ: Bazı suların hacca gidip geldiğine inanılır. Bu sular bir kaç yılda bir kesilir .Sonra yeniden gelir. Bu yolla Suudi Arabistan’daki zemzemin hiç tükenmediğine inanılır.
2)HAYVANLARLA İLGİLİ İNANIŞLAR:
KURDAĞZI BAĞLAMA: Bir hayvanı dağda kalıp kaybolan birisi bir bıçak veya bıçkı alarak hocanın yanına gelir. Hoca o bıçağa (çakı) Şems suresini okur, üfler ve bıçağı kapatır. O hayvana bıçak açılmadığı müddetçe hiç bir kurt zarar vermez. Ayrıca bahçelere zarar veren ayı, domuz gibi hayvanlar için de kurdağzı bağlanmaktadır. Bu hayvanlar için kurdağzı bağlanmakta ve böylece bahçelre zarar vermeleri önlenmektedir.
- Baykuşun ötmesi uğursuzluk sayılır.
- Tavuğun horoz gibi ötmesi uğursuzluk sayılır ve o tavuk kesilir. Çünkü o tavuk artık yumurtlamaz.
- Horoz ötünce ” Hayır söyle foraz. Hayır ise bir daha öt, şer ise dön git”, deyip salavat getirilir.
- Horozun, melek gördüğü zaman öttüğüne; eşeğin ise şeytan gördüğü zaman anırdığına inanılır.
- Her evin temeli atılınca, bir fare ve yılanın o eve yerleştiğine inanılır.
- Gömbeleğe (kelebek) şeytan ” Ateşe atla sana kızımı vereceğim ” devamlı ateşe ve ışığa atladığına inanılır.
- İlanebenin kabirde insana ceviz kabuğu ile su getireceğine inanılır, ve bu yüzden ona zarar verilmez.
- Büyük eşşek karıncalarının cehennemlik, küçük siyah karıncaların cennetlik olduğuna inanılır.
- Sarı karıncaların kızlardan yana , siyah karıncaların erkeklerden yana olduğuna inanılır.Bu çocuklar arasında olan bir inanıştır.
- Katır, Hz. İbrahim Nemrut tarfından ateşe atıldığı zaman sırtında odun taşıdığı için gunnamaz. Böylece ceza olarak soyu elinden alınmıştır.- Köpek işerken bakanın gözünde itdirseği çıkar.
- Kaplumbağa ve kurbağayı eline alan kimsenin elinde siğil çıkar.
- Ölemezdikeni çicek açarsa arı daha fazla bal verir.
- Yeni buzağılamış ineğin danası anasının sütünü (ağızı) fazla emerse solucan olur.
- Öldürülen yılanın kuyruğu akaşam yıldızı görünceye kadar hareketlidir.
- Yılanın öldürüp yakınca yağmur yağacağına inanılır.
3) NAZARLA İLGİLİ İNANILAR:
Nazar, isabet, gözdeğmesi, kelimeleriyle karşılanıyor.
- Nazar değmemesi için iyi ekin, meyve ve sebzeye iğde çalısı dikilir, veya kafatası takılır. İyi hayvan kağıt ettirilir ve mavi boncuk takılır.Çocuklarada nazardan korunmak için çocukların omuzuna nazar boncuğu, hurma çekirdeği, yirik boncuk (deniz kabuğu) iliştirilir.
- Bazı kimselerin kanı ilidir. Gördüğü kimseye hemen nazar edip hastalanmasına sebeb olabilir.
- Bazı kimselerin gözlerinin benli olduğuna, hemen nazar ettiğine inanılır.
- Bir kimse hastalanıp da kendini birine okutursa, okuma esnasında okuyan kişi esnemeye başlarda o kişinin nazar olduğuna inanılır.
- Okutan kişi okuyana aralık vermek zorundadır.Bu genellikle paradır. Fakat o anda para yoksa hiç olmassa bir bardak su getirip vermek zorundadır.Aksi halde hastalığı geçmez.
- Bir kimse aniden üşümeye ve vücudu titremeye başlarsa , bunun, ili (şeytanlı) yere basma sonu olduğuna inanılır. Kolanla kolları ölçülünce biri hada uzun olur. Bu kimse okutulur ve üç yol ayırdımından toprak getirilip üzerine çilenir, veya eritilerek içirilir. Kolları tekrar ölçüldüğünde birbirne eşir olduğu görülür.
4) GÜNLÜK HAYATLA İLGİLİ İNANIŞLAR:
- Hedefi vurmayan silah ikiz çocuk doğurmuş bir kadının koynundan geçirilir.
- KUYRUK DOĞRUTMA: Yeni alınan bir malın kutlanmasıdır.Yeni mal almış kişiye arkadaşları kuyruğunu doğrultalım diye takılırlar.O kimsede arkadaşlarına birşey yedirir.Böylece o malın kuyruğu doğrultulmuş Aslında bu bir çeşit sadaka da sayılabilir.
- ÖLÜ BASKINI: Bir kimse ölürken herhangi bir çocuk uyuyorsa, o çocuk daha sonra hasta olur.Ölü baskını olduğuna inanılır. Çocuk o yeni ölmüş ölünün mezarının üzerinde çimdirilir.
- Göz seğrimesinde haber; avuç içinin kaşınmasında para geleceğine; kulak çınlamasında da uzaktaki birinin, onu andığına inanılır.
- Kız çocuğu çok dünya’ya gelirse dünya’ya bereker gelir.
- Irsi hastalıklar yedi göbek sonra zuhur eder.
- Salı günü işe başlama ve yola çıkmanın iyi olmadığına inanılır.
- Bir yolcu sabah evden çıkınca o evde; ev süprülmez ve bulaşık yıkanma. Süprüntü (pislikler) atılınca yolcunun bir pisliğe bulaşacağına inanılır. Bulaşık yıkanınca da sabunun kayma özelliğinden dolayı , o yolcunun, kayıp düşmesinden korkulduğu için, bulaşık yıkanmaz.
- Güneş batarken, yaklaşık akşam ezanından yarım saat öncesinden itibaren çıra, sirke, damızlık, tütün vb. verilmez. Veren kimsenin, kendine veya malına acı verceğine, zarar getireceğine inanılır. Onun için veren çıranın ucunu yakıp öyle verir. Sirke veren de içine kor (köz) atarak verir.
- Akşam saat 11.00′den sonra ev süpürülmez. Süprüntü atılınca gece gezenlerin (cin) gelip çarpacağına inanılır.
- Akşam olunca sakız çiğnenmez. Sakız çiğnenirse ölülerin kemiklerinin çiğnenmiş olacağına inanılır.
- Akşamları tırnak kesilmez .
- Cuma günü ağaç kesilmez. Ağaçların, cuma günü, Cuma namazı, kıldığına ve zikir yaptıklarına inanılır.
- Karlı pekmez yapılırken konuşulursa, karın donacağına inanılır.
- Soğan dikenken orada bulunanlardan birisi osurusa (yellerse) soğanların acı olacağına inanılır.
- Ceviz kabuğu yakılırsa cevizlerin çürük olacağına inanılır.
- Soğan kabuğu sokak ortalarına atılmaz.Atılınca şeytan çarpacağına inanılır.
- Yumurta kabukları yakılınca o tavuğun bir daha yumurtlamayacağına inanılır.
- Küle basıp çığnanınca şeytan çarpacağına inanılır.
Kaynak: http://www.balcilarlisesi.meb.k12.tr/ 


Bir Cevap Yazın